İngilizce öğrenirken bazen bütün kelimeleri bilsen bile cümlenin tam olarak ne anlatmak istediğini anlayamayabilirsin. Bunun en büyük sebeplerinden biri İngilizce deyimlerdir. Native speakers günlük konuşmalarda sürekli idiom kullanır ve bu ifadeler çoğu zaman kelime kelime çevrildiğinde farklı anlamlara gelir.
Bu derste günlük İngilizcede sık kullanılan 25 İngilizce deyimi Türkçe anlamları ve örnek cümleleriyle birlikte öğreneceğiz. Eğer İngilizce konuşurken daha doğal görünmek, listening becerini geliştirmek ve gerçek konuşma İngilizcesine alışmak istiyorsan bu deyimleri mutlaka öğrenmelisin.

A penny saved is a penny earned
Anlamı: Tasarruf edilen para kazanılmış paradır.
EN: Stop wasting your money on things you don’t need and remember, a penny saved is a penny earned.
TR : İhtiyacın olmayan şeylere paranı harcamayı bırak ve tasarruf etmenin önemini hatırla.

Bite off more than you can chew
Anlamı: Altından kalkamayacağın bir işe girişmek.
EN : She bit off more than she could chew by taking three jobs at once.
TR : Aynı anda üç farklı işle uğraşarak boyundan büyük bir işe kalkışmış oldu.

Don’t cry over spilt milk
Anlamı: Olmuş bir şey için üzülmenin faydası yoktur.
EN : We missed the train, but there’s no point crying over spilt milk.
TR : Treni kaçırdık, üzülmenin artık bir faydası yok.

Every cloud has a silver lining
Anlamı: Her kötü olayın içinde iyi bir taraf vardır.
EN : Losing that job was hard, but every cloud has a silver lining.
TR : İşini kaybetmek oldukça zordu, ancak her şerde bir hayır vardır.

Get a taste of your own medicine
Anlamı: Birine yaptığı şeyin aynısını yaşatmak.
EN : After teasing others for years, he finally got a taste of his own medicine.
TR : Yıllarca diğerleriyle alay ettikten sonra, sonunda aynısı kendi başına geldi.

Go on a wild goose chase
Anlamı: Boşuna uğraşmak veya sonuçsuz bir şeyin peşinden gitmek.
EN : I spent all day looking for that shop and ended up on a wild goose chase.
TR : Tüm günümü o dükkanı arayarak geçirdim ancak sonunda vaktimi boşa harcamış oldum.

It takes one to know one
Anlamı: Birini tanımak için aynı özelliklere sahip olmak gerekir.
EN : You’re stubborn. Well, it takes one to know one.
TR : Çok inatçısın. Eh, kişi kendinden bilir işi.

Once in a blue moon
Anlamı: Çok nadiren / Kırk yılda bir olan şey.
EN : We only eat fast food once in a blue moon.
TR : Hazır yemekleri kırk yılda bir yeriz.

Saving for a rainy day
Anlamı: Zor zamanlar için para biriktirmek.
EN : She’s saving money for a rainy day.
TR : Zor günler için para biriktiriyor.

Spill the beans
Anlamı: Sırrı açıklamak.
EN : Come on, spill the beans and tell us the surprise!
TR : Hadi, ağzındaki baklayı çıkar da bize sürprizden bahset.

Take a rain check
Anlamı: Bir şeyi daha sonraya ertelemek.
EN : I’m busy tonight, can I take a rain check?
TR : Bu akşam meşgulüm, başka zamana ertelesek?

The early bird gets the worm
Anlamı: Erken davranan avantaj sağlar.
EN : He wakes up at five because he believes the early bird gets the worm.
TR : Sabah beşte uyanır çünkü işe erken başlamanın bereketli olduğuna inanır.

There’s no such thing as a free lunch
Anlamı: Hayatta hiçbir şey tamamen bedava değildir.
EN : Be careful with “free” apps — there’s no such thing as a free lunch.
TR : Şu ücretsiz uygulamalara dikkat et, hiçbir şey bedava değildir.

You can’t judge a book by its cover
Anlamı: İnsanlar dış görünüşlerine göre değerlendirilmemelidir.
EN : He looks serious, but you can’t judge a book by its cover.
TR : Çok ciddi görünüyor ancak görünüşüne göre yargılamamak gerekir.

A storm in a teacup
Anlamı: Küçük bir olayı büyütmek.
EN : They turned a small mistake into a storm in a teacup.
TR : Küçücük bir hatayı ne kadar da büyüttüler.

Calm before the storm
Anlamı: Büyük bir olaydan önceki sessizlik.
EN : The office was quiet, but it felt like the calm before the storm.
TR : Ofis çok sessiz ve bu kötü bir olayın habercisi gibi hissettirdi.

Fit as a fiddle
Anlamı: Çok sağlıklı ve enerjik olmak.
EN : After months of training, she’s fit as a fiddle.
TR : Aylar süren eğitimin ardından turp gibi sağlam oldu.

Fortune favours the bold
Anlamı: Cesur olanlar ödüllendirilir.
EN : He took a risk and started his own company because fortune favours the bold.
TR : Risk aldı ve kendi şirketini kurdu, çünkü şans cesurdan yanadır.

He’s sitting on the fence
Anlamı: Kararsız kalmak.
EN : He still hasn’t chosen a side, he’s sitting on the fence.
TR : Henüz tarafını seçmedi, arada kalmış görünüyor.

Leave no stone unturned
Anlamı: Her yolu denemek.
EN : Detectives left no stone unturned during the investigation.
TR : Dedektifler soruşturma boyunca her ihtimali değerlendirdi.

Like two peas in a pod
Anlamı: Tıpatıp benzemek.
EN : Those twins are like two peas in a pod.
TR : Şu ikizler sanki bir elmanın iki yarısı gibiler.

Make hay while the sun shines
Anlamı: Fırsat varken değerlendirmek.
EN : You should take the chance and make hay while the sun shines.
TR : Şansını denemelisin ve fırsatı kaçırmamalısın.

That ship has sailed
Anlamı: Artık çok geç olmak.
EN : You wanted to apply last month? Sorry, that ship has sailed.
TR : Geçen ay mı başvurmak istemiştin? Üzgünüm, o gemi çoktan kalktı.

Through thick and thin
Anlamı: İyi günde kötü günde birlikte olmak.
EN : True friends stay together through thick and thin.
TR : Gerçek dostlar iyi günde de kötü günde de beraber olurlar.

When it rains it pours
Anlamı: Sorunlar üst üste gelmek.
EN : First my phone broke, then my car stopped working, when it rains, it pours I guess.
TR : Önce telefonum kırıldı, sonra da arabam bozuldu. Sanırım aksilikler başladı mı peş peşe geliyorlar.
İngilizce deyimler günlük konuşma İngilizcesinin en önemli parçalarından biridir. Bu tarz English idioms öğrenmek sadece vocabulary geliştirmez; aynı zamanda speaking, listening ve doğal İngilizceyi anlama becerilerini de güçlendirir.
Daha fazla İngilizce deyim, günlük konuşma kalıbı, phrasal verb ve gerçek konuşma İngilizcesi içerikleri için Zenvoca’yı takip etmeyi unutma.





Leave a Reply